Geçmişe göz attığımızda, dekorasyon fikrinin milattan önceki dönemlere kadar uzanan köklü bir geçmişi olduğunu görürüz. İlk çağlarda kilden yapılan küçük biblolar ve çömleklerle hayatımıza giren bu ufak dokunuşlar, modern dünyada bambaşka bir boyuta evrildi. En temel tanımıyla dekorasyon; bir yaşam alanında farklı unsurları uyum içinde bir araya getirerek, hem estetik hem de işlevsel bir atmosfer yaratma sanatıdır. Bu kavramın önemi özellikle 20. yüzyıldan itibaren hızla artmış, 21. yüzyıla geldiğimizde ise dekorasyon, kendine has akımları ve kuralları olan tamamen bağımsız bir uzmanlık alanı hâline gelmiştir.
Dekorasyon, bir mekana asıl karakterini kazandıran unsurların bütünüdür. Söz gelimi; modern hatların hakim olduğu bir iç mekanda göz yormayan, detaylardan arındırılmış yalın tasarımlar kendini gösterir. Buna karşın endüstriyel tarzın benimsendiği bir alanda ise metal profiller gibi iddialı ve ham malzemeler ön plana çıkabilir. Tam da bu yüzden dekoratif ögeler, bir mekanın ruhunu ve kimliğini belirleyen en temel taşlardır.
Bu doğrultuda dekorasyon, ucu bucağı olmayan sonsuz bir olasılıklar dünyasıdır. Tek bir kalıba veya tasarıma bağlı kalmak mümkün olmadığı gibi, sürecin merkezinde her zaman kişisel zevkler yer alır. Özellikle son yıllarda, farklı tarz ve enerjilere sahip parçaların harmanlanmasıyla yepyeni dekorasyon akımları doğmuş ve büyük beğeni toplamıştır. Sonuç olarak dekorasyonun tamamen kişisel bir dışavurum olduğunu söylemek mümkündür; bir mekandaki dokunuşlar, o alanı tasarlayan kişinin beğenilerini ve ruhunu net bir şekilde yansıtır.
